Güncel

Geri Kabul Mutabakatı sona mı erdi?

Mültecilere kapıların açılması Geri Kabul Mutabakatı'nın sonu mu? Akademisyenler, Euronews Türkçe'ye değerlendirdi.

Suriye’de dokuz yıldır devam eden iç savaş milyonlarca insanı canından ve evinden ederken, şubat ayı başından beri Suriye’nin kuzeyinde muhaliflerin kalesi olarak bilinen İdlib’de toplam 57 Türk askeri hayatını kaybetti.

İdlib’den yaklaşık 1 milyon sivilin ülkenin kuzeyine doğru ilerlediği bir ortamda Türkiye’nin Avrupa’ya “kapıları açıyoruz” mesajının ardından Türkiye’deki İran, Irak, Afganistan ve Suriyeli göçmenler de zorlu kış koşulları altında Avrupa’ya geçmek için sınır kapılarına yöneldi.

Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik bu konuda yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin yeni mülteci baskısını taşıyamayacağını, Türkiye’nin kapasitesinin artık dolduğunu söylemiştik. Dolayısıyla oluşan tazyik artık Türkiye tarafında tutulamıyor. Yapılan saldırılar neticesinde hem Türkiye içerisindekiler Avrupa’ya doğru hareketleniyor hem de Suriye topraklarından Türkiye’ye doğru bir hareketlenme var. Mülteci politikamız aynıdır ama ortada bir durum var, artık mültecileri tutabilecek durumda değiliz” demişti. Dolayısıyla hükümet, sayıları 4 milyonu bulan Türkiye’de yerleşik mültecilerin yükünü artık tek başına omuzlamak istemiyor.

Kamuoyunda “18 Mart Mutabakatı” veya “Göçmen Mutabakatı” olarak bilinen Türkiye ile AB arasındaki göçmen anlaşması, 18 Mart 2016’da Türkiye-AB zirvesinin ardından yürürlüğe girdi.

Mutabakatın sonu mu?

Peki birçok Avrupa Birliği liderinin “şantaj” olarak gördüğü mültecilerin Türkiye üzerinden Avrupa’ya geri gönderilme süreci, taraflar arasında varılan mutabakatın sonu anlamına mı geliyor? Sınırların korunması, mültecilerin yerleştirilmesi ve gerekli fon kaynaklarının bulunması konusunda derin görüş ayrılıkları, verimli bir uzlaşıya varacak mı?

Ankara, AB tarafından kendisine vizesiz seyahat ve düzenli mültecilerin yeniden yerleştirilmesinden, katılım müzakerelerini hızlandırmaya ve müzakere faslı açılmasına, Gümrük Birliği anlaşmasında modernizasyona, mali yardımın projeler yerine doğrudan hükümete verilmesine dek verilen vaatlerin yerine getirilmediğini savunuyor. Brüksel’de çarşamba günü AB temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşecek olan acil istişare toplantısında mülteci dalgasının yönetimi konusu ele alınacak.

Düzensiz göçmen geçişinde azalma kaydedilmişti

ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve göç uzmanı Doç. Dr. Başak Kale, 2015 yazından itibaren Avrupa’ya giden düzensiz göçmenlerin sayısında azalma kaydedildiğini ve bunda AB-Türkiye anlaşmasının etkisinin olduğunu düşünüyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Kale, “Ancak Türkiye’nin vize serbestisi için gereken koşulların çok büyük kısmını yerine getirmesine ve teknik tüm hazırlıklar yapılmasına rağmen bu konuda kendisine iletilen hedef tarih olan 2016 yılı sonu sürekli olarak ötelendi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını birebir ilgilendiren meselelerle ilgili adım atılmadı” diyor.

Brüksel, vizesiz Avrupa için Ankara’nın önüne 72 kriter koymuştu ve karşılanması gereken 6 kriter kalmıştı. Geriye kalan beş kriter arasında da Türk Ceza Kanunu’nun “terör” tanımının Avrupa kriterleriyle uyumlaştırılması, siyasette etik kuralların hakim olması için ilgili kararlara uyulması konuları öne çıkıyordu. Son olarak ise, biyometrik pasaportlar AB standartlarıyla uyumlu hale getirilmişti.

“AB’den gelecek parayı istemiyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salı günü yaptığı açıklamada, “AB, 18 Mart Bildirisinin gereklerini tam olarak yerine getirmemiştir. Size 1 milyar euro göndereceğiz.’ diyorlar. Söz verdiniz 1 yıl içerisinde 6 milyar euro Türkiye’ye verecektiniz, onu da bize değil, milli bütçeye değil, STK’lara vereceklerdi. Peki bunu verdiler mi? Hayır. Bu ara görüşüyoruz ‘Size 1 milyar euro göndereceğiz.’ diyorlar. Kimi aldatıyorsunuz? Türkiye’nin onuruyla oynamaya kimsenin hak ve yetkisi yoktur. Avrupa Birliği hala çifte standart uygulamaya devam ediyor. Bizatihi bu parayı da istemiyoruz” şeklinde konuştu.

AB’nin taahhüt ettiği 6 milyar euroluk fon kaynağının 31 Aralık 2019 tarihi itibariyle 4,7 milyar euroluk kısmı sivil toplum kuruluşlarına sözleşmeler yoluyla taahhüt edildi, ancak somut olarak 3,2 milyar euroluk kısmı eğitim, sağlık, istihdam gibi alanlarda harcandı. Resmi rakamlara göre ise Türkiye, Suriyeli mülteciler için bu zamana değin 40 milyar dolardan fazla harcamayı kendi kaynaklarından yaptı.

Ancak Kale’ye göre Türkiye’nin AB’ye mültecileri geri gönderme sürecinde Ankara’nın pozisyonu tek başına parayla ilgili bir mesele değil.

“Türkiye’nin İdlib’den sivil akınını önlemek üzere orada güvenli bölge kurma hedefi, tek başına ayakta tutulabilecek bir durum değil. Bundan sonra da bölgede sürdürülebilir yaşam koşullarını, altyapı inşasını sağlamak ancak uluslararası toplumun desteğiyle olabilir. Güvenlik sağlanacaksa, bu da uluslararası taahhütle olur” diyor Kale.

Ancak Avrupa’da yükselen sağcı popülist dalga ve göçmen karşıtı partilerin güçlenmesi karşısında Türkiye’nin mülteci krizinin yönetimi konusundaki yükünü Avrupalı ortaklarının ne oranda paylaşmaya hazır oldukları ise şu an için büyük bir soru işareti. Özellikle de Ankara’nın “kapıları açtık” mesajından sonra yük paylaşımı doğrultusunda atılacak bir adımın “boyun eğme” anlamını taşıyabileceği şeklinde bir endişe de dillendiriliyor.

“Güven tesisine yönelik adımlar atılmalı”

Öte yandan, Kale’ye göre mülteci krizinin önlenmesi için atılacak ilk adım AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecinin başlatılması ve karşılıklı güven kaybını gidermek üzere iyi niyet adımları atılması.

“AB’nin dört yıl önce verdiği vizesiz seyahat sözünü yerine getirmemesinin seçmen nezdinde siyasi bir bedeli oldu. Tekrar reform sürecinin başlatılması ancak bu güvenin yeniden tesisiyle mümkün. Her iki taraf da nasıl birlikte çalışabileceklerinin bir formülünü bulmalı” diyor Kale.

Göçmen Mutabakatı uyarınca Türkiye’nin AB üyelik süreci de canlandırılacak, müzakere fasılları açılacaktı. Buna göre söz konusu tarihten beri sadece 17 no’lu Ekonomik ve Parasal Politikalar Faslı ve 33 no’lu Mali ve Bütçesel Hükümler faslı açıldı, ancak o günden bu yana herhangi bir yeni fasıl açılması gündeme gelmedi. Böylelikle, toplam 33 fasıldan ancak 16’sı müzakerelere açılmış oldu ve sadece bir tanesi (bilim ve araştırma) kapatılabildi.

Merkezi İspanya’nın başkenti Madrid’de bulunan Elcano Kraliyet Enstitüsü’nde Avrupa ve Türkiye uzmanı olan Dr. İlke Toygür‘e göre Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mutabakat sürdürülebilir değil.

euronews Türkçe’ye konuşan Toygür, “Özellikle Avrupa Birliği’nin taahhütlerini yerine getirmesi – vize serbestisi alanında ilerleme, yeni fasıl açılması, üst düzey diyalog toplantıları gibi – bu siyasi ortamda çok zor görünüyor. Türkiye’nin ise daha fazla mülteciyi yeniden yerleştirme sureci çalışmazken tek başına sahiplenmesi mümkün değil. AB’nin buna ekstra kaynak ayırması ise tek başına yeterli değil” diyor.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell, salı günü Ankara’da temaslarda bulundu. İdlib’deki insani durum ve mülteci meselesinin ön plana çıktığı temaslarına ilişkin sosyal medya hesabından açıklamada bulunan Borrell, “Baskı ve tek taraflı eylemler çözüm değildir. Türkiye’nin ve AB’nin menfaati adına ortak zorlukların üstesinden gelmek için el ele çalışmalıyız” ifadelerini kullandı.

Toygür, 6 Mart’ta Hırvatistan’ın başkenti Zagreb’de toplanacak olan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi’nde konuşulanların Türkiye’ye karşı alınacak tutumu belirleyeceğini, haftasonu itibariyle ilişkilerin hangi yöne gideceğini, daha fazla fon sağlanıp sağlanmayacağını göreceğimizi belirtiyor.

“Ancak büyük resme baktığımızda hem Türkiye ile ilişkiler anlamında hem de yasadışı göç alanında efektif politika çalışmaları yapmak gerekiyor. Olayı sadece sınır güvenliğine indirgemek uzun surede Avrupa Birliği için çok yanlış olur. Yeni donemde bu iki konuda da politika üretmek gerekir. Burada kilit mesele AB’nin Türkiye ile ilgili vizyonu ve göç konusundaki ortak politikası” diyor.

Avrupa’ya geçen göçmen sayısı 130 bini geçti

İçişleri Bakanlığı’nın son verilerine göre, Salı sabahı itibariyle Türkiye topraklarından ayrılıp Yunanistan’a geçen göçmen sayısı; 130.469’i buldu.

Yunanistan’daki sığınma sistemi ve mülteci koruması konusunda doktora çalışmalarına devam eden Müge Dalkıran ise, sınırların açılmasını, hem İdlib’de son dönemde yaşananlarla ilintili, hem de iç politikaya yönelik bir hamle olarak açıklıyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Dalkıran, “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi seçmen tabanında bile mülteci karşıtlığı çok arttı, hükümet bu anlamda bir yol bulmaya çalışıyor. AB’den teklif edilen yeni para ise, mülteci sayısının artması karşısında çok büyük bir anlam taşımıyor. Türkiye, topraklarına kabul ettiği mülteci nüfusunun azalmasını istiyor. Ancak bunun AB ve Yunanistan ile temasa geçilmeden bu şekilde yapılması, mültecilere tehlikeye sokan bir durum” diyor.

Dalkıran’a göre, mültecilere sınır kapılarının açılması, AB-Türkiye arasındaki mülteci mutabakatının tek taraflı kaldırıldığı anlamına geliyor.

1’e 1 formülü uygulanmalıydı

Türkiye-AB Mutabakatı’na göre, Yunan adalarından Türkiye’ye iade edilen her bir Suriyeli mülteci karşılığında Türkiye’den de bir diğer Suriyeli düzenli mültecinin AB’ye yerleştirilmesi öngörülüyordu. İlk aşamada 18 bin kişinin, akabinde ilave en fazla 54 bin kişi gönüllülük esasına göre yerleştirilmesi planlanıyordu.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis ise, yaklaşık bir senedir geri gönderme işlemlerinin hızlandırılması politikası izleyeceklerini her fırsatta dile getiriyordu.

Ancak, Dalkıran, Mutabakat çerçevesinde geçen süre zarfında Türkiye’den sadece 25.000 mültecinin AB’ye yerleştirildiğini, Mutabakat sonrasında mültecilerin adalardan anakaraya geçişlerinin yasaklandığını, sonrasında ise Yunanistan’dan AB ülkelerine yeniden yerleştirme programının da sonlanmasıyla Yunanistan’ın adalardaki mülteci sayısının arttığını ve insani şartların zorlaştığını kaydediyor.

“Alman Şansölye Angela Merkel, Türkiye’nin mülteci meselesini siyasi bir kart olarak kullandığını, bunun da kabul edilemeyeceğini belirtiyor. Dolayısıyla şu anda AB’den mülteciler için daha fazla yardım gelip gelmeyeceği değil, Türkiye’nin mültecileri AB üzerinde bir baskı aracı olarak kullandığı tartışılıyor. Bu da uzlaşmacı bir tutum değil” diyor Dalkıran ve ekliyor:

“Hem Türkiye hem de Yunanistan’da hükümetlerin mültecileri bu şekilde kullanmasıyla birlikte, mülteci karşıtlığı daha çok destek bulmuş oluyor ve politik duruşlar daha da sertleşiyor. AB Konseyi’nin önümüzdeki günlerde gerçekleştireceği acil toplantıda Türkiye’ye yönelik politik bir uyarı gelip gelmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.”

Bu sancılı süreçte Merkel’in Erdoğan’ı işbirliği ve orta yol bulma konusunda ikna etmeye çalışması ve AB içindeki kamuoyunu da bu yönde sakinleştirmek için ılımlı bir strateji izlemesi de beklentiler arasında. Ancak mülteciler konusundaki mali yardımların doğrudan Türk hükümetine verilmesi yönünde Ankara’dan dillendirilen taleplere şu an için AB liderleri arasında ekseriyetle soğuk bakılıyor.

AB ülkeleri arasında bu zamana kadar en fazla Suriyeli mülteciyi kabul eden Almanya’nın “Türkiye ile görüşmeye hazırız” açıklaması ise, uzlaşma zemini arayışına işaret olarak görülüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: