Kadın Sivil Toplumdan

‘Zorunlu göçlerden, yoksulluktan en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor’

İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla etkinlik gerçekleştirildi.

İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde dün 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Psikiyatrist Gülperi Putgül Köybaşı, kadın emekçilerin yaşadığı sömürüyü anlattı. Köybaşı, ‘Göçmenler sadece tarımdan tekstile karın tokluğuna çalışmak zorunda kalmıyor, bir de iktidarların göz yumduğu ve hatta teşvik ettiği insan kaçakçılığının kurbanı oluyorlar’ diye konuştu.

İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde bu akşam 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle bir etkinlik gerçekleştirildi.

“Emekçi kadınlar dayanışmayı büyütüyor: 8 Mart ve Kadın Emeğinin Sömürüsü” başlıklı etkinlikte konuşan Psikiyatrist Gülperi Putgül Köybaşı, “8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü, yüz yıl önce emekçi kadınların maruz kaldıkları çifte sömürüyü bitirmek için yola çıkan sosyalist kadınların mücadelelerini büyütmek için belirledikleri bir gündür. Bu düzeni değiştirmek için en zor koşullarda bile mücadeleden vazgeçmeyen 20. yüzyıl sosyalist kadınlarının mirasıdır” dedi.

Emekçi kadınlar gününün tarihsel anlamına değinen Köybaşı, “Bugün kapitalizmin yaşattığı baskı ve sömürüden en çok emekçi kadınlar mağdur olmaya devam etmektedir. Savaşlardan, zorunlu göçlerden, yoksulluktan, işsizlikten en çok etkilenen yine kadınlar ve çocuklardır.  Suriye’de yaşananlar ve savaştan zorunlu olarak kaçarak ülkemize sığınan mültecilerin yaşadıkları bunun en canlı örneği” diye konuştu.

‘GÖÇMEN EMEKÇİLERLE DAYANIŞMA BÜYÜTÜLMELİDİR’

Gülperi Putgül Köybaşı’nın sunumunun bir bölümü şöyle:

“Türkiyeli emekçi kadınlar olarak bize düşen görev ise kadınların yeni sömürülme mekanizmalarını anlatmanın yanı sıra yanı başımızda tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen göçmen emekçilerin, kadın ve çocukların yersiz, yurtsuz, aç ve açıkta bırakılmasına dikkat çekmek, onlarla dayanışmayı büyütmektir.

Bugün yaşadığımız toplumda kadına biçilen en önemli görevin ev – aile – çocuk çemberinde olmaya devam ettiğini görüyoruz. Bununla birlikte ilerleyen teknoloji sayesinde üretimde kas gücüne olan ihtiyaç azaldıkça, patronlar için kadın işgücü pek çok açıdan cazip bir hal almış oldu.  Böylece üretimin her safhasına artık çok daha kolay katılabilecek olan kadının düşük işgücü maliyeti, kalkınma ve büyüme stratejilerinde önemli rol oynar hale geldi.”

‘KADINLAR GÜVENCESİZ ÇALIŞIYOR’

“Bugün ülkemizde çalışabilir nüfusun yarısından fazlasını kadınlar oluştururken, istihdamın ancak üçte birini kadın işçiler oluşturuyor. Üstelik bu istihdam, çalışma yaşamının daha güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretli bölmesinde yer alıyor. Kadın işçilerin istihdam edildiği sektörlerin başında hizmet sektörü gelirken, bunu en güvencesiz sektörlerden biri olan tarım takip ediyor. Bunun yanında imalat sanayi içinde kadınların yoğun olarak çalıştığı sektörler arasında yer alan tekstil ve hazır giyim, kayıt dışı çalışmanın ve kuralsızlığın yaygın olduğu bir diğer alan.

Bugünkü tabloya baktığımızda geçtiğimiz yüzyıla göre kent nüfusunda meydana gelen belirgin artışla, yedek işçi ordusuna milyonlarca kadın emekçinin eklendiğini görüyoruz. Açıklanan veriler kentlerdeki genç kadın işsizliğinin hızla yükseldiğini gösterirken, üniversite mezunu pek çok genç kadın eğitimini aldığı alanda çalışma imkanı bulamadığı için vasıfsız işçi olarak, geçici işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Bunun en yaygın örneklerinden birini ise mağazalardan ofislere her yerde görebileceğimiz ataması yapılmayan öğretmenler oluşturuyor. Kısacası, kadınların eğitim seviyesinin yükselmesi ve yıllar içinde daha vasıflı hale gelmeleri, işsizlik tehdidinin azalması anlamına gelmiyor. Bugün dünyada kadınların ücretinin erkeklerden ortalama yüzde 20 daha düşük olduğu biliniyor.”

‘KADINLARIN NEREDEYSE YARISI KAYIT DIŞI ÇALIŞTIRILIYOR’

“Kuralsız çalışma deyince çoğumuzun aklına ilk olarak tekstil sektörü geliyor. Geçtiğimiz aylarda İzmir’de Simo Tekstil ve şimdi de Çelik Nakış işçilerinin Patronların Ensesindeyiz Ağı ile birlikte sürdürdükleri direnişleriyle yaşadıkları haksızlıklara çok yakından tanık olduk. Uzun saatler boyunca asgari ücret karşılığında çalışan çoğunluğu kadın olan işçiler, fazla mesai ücretlerini alamamış ve haftanın birkaç günü patronun keyfince ‘bugün iş yok’ demesiyle ücretleri kesilmişti. Önce çok sayıda işçi işten çıkarılmış, ardından fabrikaların kapatılmıştı. Bu süreçte patronun cebinde biriken kar, başka adlarla yeni şirketlere aktarılmıştı.

Resmi verilerine göre, kadın işçilerin yüzde 41,3’ü yani neredeyse yarısı kayıt dışı olarak çalışıyor. Kayıt dışı çalışmak emekli olamamak, işten çıkınca herhangi bir tazminat alamamak, sağlık hizmetlerinden yararlanamamak anlamına geliyor. Daha da ötesi, kayıt dışı çalışan işçiler yasal olarak “çalışmıyor” oldukları için ücretleri ödenmediğinde yasal yollara başvurmaları, iş kazası geçirdiklerinde veya meslek hastalığı tanısı aldıklarında sağlık hizmeti ve tazminat almaları kayıtlı işçinin durumuna kıyasla çok daha zor oluyor. Kadın işçilerin yoğun olarak çalıştığı tarım sektörü, kayıt dışı çalışmanın neredeyse kural haline geldiği sektörlerin başını çekiyor.”

‘GÖÇMEN KADIN İŞÇİLER KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ KALIYOR’

“Ev işçiliği çoğunlukla kayıt dışı olmasının yanında çalışma koşulları tamamen işverenin inisiyatifine kalıyor. Türkiyeli işçilerin çoğunlukla yatılı çalışmayı kabul etmemesi nedeniyle, bu alanda daha ziyade göçmen kadın işçiler tercih ediliyor. Özellikle ülkelerindeki işsizlik ve geçim sıkıntısı nedeniyle ülkemize eski sovyet cumhuriyetlerinden gelen eğitimli kadınların tercih edildiği bu alanda çoğunlukla aşırı uzun ve belirsiz çalışma saatleri ile düşük ücretler söz konusu. Bunun yanı sıra bu kadınlar kötü davranışa, sözlü veya fiziksel tacize, cinsel istismara da maruz kalabiliyor. 

Geçtiğimiz aylarda Ankara’da özel bir kız öğrenci yurdunda çalışan Nepalli Sona, tam da bu  bahsettiğimiz çıkmazı yaşamıştı. Söz konusu güvencesiz çalışma koşullarına bir de göçmen olmanın ve kimi zaman ülkede kaçak bulunmanın yarattığı riskler de ekleniyor.”

‘FİZİKSEL ŞİDDETE DE BAŞVURULUYOR’

“Kadın işçilerin maruz kaldığı bu zorlu çalışma koşullarına bir de toplumsal bir sorun olarak kadına yönelik şiddet ekleniyor. Sözlü ve kimi zaman cinsel tacizin, patron ve yargı tarafından “kötü niyet” bile sayılmadığı bir yaşantıda, çalışan kadının tacizi şikayet etmesi işten çıkarma bahanesi haline bile gelebiliyor. Kadın işçiyi daha güçsüz ve güvencesiz gören patron kadınları daha fazla çalıştırabilmek ve baskı altına alabilmek için fiziksel şiddete başvurabiliyor. İster nitelikli ister niteliksiz olsun tüm kadın işçiler, atölyelerde, tarlalarda, fabrikalarda, ofislerde, holdinglerde sıklıkla sözlü ve fiziksel tacize uğruyor. İşyerinde uğradığı mobbing/bezdirme sonucu geçirdiği beyin kanaması nedeniyle kaybettiğimiz Yapı Kredi Bankası çalışanı Nadire Kısa’yı, patronları tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Şule Çet’i hatırlayalım.”   

‘ZORUNLU GÖÇLERDEN EN ÇOK KADINLAR ETKİLENİYOR’

“Kapitalizmin baskı ve sömürüsünden geçim sıkıntısından, işsizlikten, savaşlardan ve zorunlu göçlerden en çok muzdarip olanlar kadınlardır. Ancak bu çifte sömürüye eklenen bir de göçmenlik; sığınmacı ve mülteci olma hali var. Barınma, beslenme, sağlık ve eğitim alanında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalan göçmenlerin çok az bir kısmı sığınma kamplarında yaşıyor. Önemli bir bölümü kentlerde kayıt dışı çalışmak zorunda kalan göçmenler, asgari ücretin çok altında ücretler karşılığında tehlikeli işlerde çalışmak zorunda kalıyor, iş kazalarında ölüyor, harabe evlerde yaşıyor, çocuklar okula gidemiyor.  Son yıllarda ülkelerindeki savaş nedeniyle ülkemize göç etmek zorunda kalan Suriyeli’lerin dün ve bugün yaşadıkları bunu gözler önüne seriyor. Dünyadaki sığınmacıların önemli bir kısmı Suriye’den iken, bunu Afganistan, Sudan izliyor. Bu bir tesadüf değil, emperyalist devletler arası rekabet nedeniyle tetiklenen bölgesel savaşların sürdüğü ülkeler bunlar. 

Ülkemizde ve dünyada patron sınıfının göçmen sorununu bir fırsata çevirdiği artık açıkça görülüyor. Dünyada zorla yerlerinden edilmiş toplam 70.8 milyon insan var, 140 bine yakın yalnız kalmış, ailesinden ayrı düşmüş çocuk var. Göçmenler sadece tarımdan tekstile karın tokluğuna çalışmak zorunda kalmıyor, bir de iktidarların göz yumduğu ve hatta teşvik ettiği insan kaçakçılığının kurbanı oluyorlar. Geçtiğimiz yıl 1028 sığınmacı Avrupa’ya gidebilmek için deniz yolunu kullanırken boğuldu. 

Göçmen kadınlar ise gönüllü olarak gelmedikleri, dilini bilmedikleri bir ülkede yaşarken sömürünün çok daha ağırına maruz kalıyor.  Tekstil atölyelerinde, tarım işçiliğinde Türkiyeli kadın işçilerden bile daha ağır koşullarda çalışan göçmen kadınlar ucuz işçi olmanın ötesinde işyerinde, sokakta daha fazla cinsel şiddete maruz kalıyor. Pek çoğumuz AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli biçimde ölü bulunan ve bugünlerde dosyası kapatılan Nadira Kadirova’yı hatırlayacaktır.” 

“Bazen fuhuşa ve bazense vatandaşlık alabilmek için ikinci eş olmaya zorlanıyor. Ailenin geçimine katkısı olsun bahanesiyle kız çocukları başlık parası karşılığında zorla evlendirilebiliyor. Sağlık hizmetlerine ulaşımda sıkıntı yaşayan göçmenler arasında çocuk yaşta anne olma durumu ve bebek ölümleri çok daha fazla görülüyor. 

Yetmiyor, Suriye’de izlediği kanlı politikalarla milyonlarca insanın yurdundan göçmesine neden olmuş AKP iktidarı, bugün yaşadığı tıkanıklığı aşmak için yine göçmenleri kullanıyor.  8 Mart‘ının hemen öncesinde, ülkemizde ve komşu ülke Yunanistan’da, sınır bölgesi ve Ege kentlerinde tüm dünyanın gözleri önünde bir insanlık suçu işleniyor. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek Suriyeliler bir yandan milliyetçi bir histeri yaratılması için kullanılırken öte yandan sınır kapılarında yaşam mücadelesi veriyor. Işte bu nedenle 2020’de 8 Mart Suriyeli emekçilerle de dayanışmanın büyütülmesi sorumluluğunu üzerimize yüklüyor.”

‘ÖRGÜTLÜ DEĞİLSEK ÇARESİZ HİSSETTİRİYOR’

“Eşitsizlik, adaletsizlik ve sömürü üzerine kurulu kapitalizm bugün krizini bölgesel savaşlarla aşmaya çalışıyor. Bu savaşların neden olduğu ölümler ve göçler bizi üzüyor, öfkelendiriyor, örgütlü değilsek çaresiz hissettiriyor. Geçtiğimiz hafta İdlib’de kaybettiğimiz 34 askerin ardından AKP’nin göçmenler üzerinden “insani kriz yaratarak güç kazanma” politikasına karşı TKP’nin emekçi halka yaptığı çağrı karşılık buldu. Askerlerin eve dönmesi talebine onlarca aydın, sanatçı, akademisyen yüzlerce kişi sahip çıktı. Öte yandan sınır bölgesinde sıkışan göçmen halka evlerini açan, “şimdi neden buradalar diye sorgulamanın zamanı değil” diyerek yaptığı çorbayı paylaşan Edirneliler vardı.

Suriye yeniden doğrulup göçmenler evlerine dönene kadar, göçmenler ülkemiz işçi sınıfının bir parçasıdır ve onlarla dayanışmak emekçi halkımızın çıkarınadır. Öfkelenmemiz gereken gerçek düşman göçmenler değil, Suriye’de savaş kışkırtıcılığı yapanlar ve onların koruması altındaki dinci teröristlerdir.

Bize düşen, kapitalizm en ileri ve karanlık çağını yaşarken emekçi halkların ve kadınların dayanışmasını her yerde büyütmektir. İşyerinde, mahallede, sınırda dayanışmayı örgütlemektir. Türkiye’nin komünistleri ancak bu dayanışma ile insanlığın ayakta kalacağını söylüyor.”

Haber: soL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: