Sivil Toplumdan

Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara: Savaşları değil mültecileri önceleyin!

Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü ile ilgili Mülteci Medyası’na açıklamada bulundu.  

Açıklamada, mültecilerin hâlihazırda yaşadıkları pek çok sorun son aylarda yaşanan  pandemi süreciyle derinleşirken, mülteciler yeni sorunlarla da karşılaşmaya devam ettiği belirtilerek “Bir yandan kayıtsız mülteciler sınır dışı edilme korkusu ile hastanelere başvuramazken, uluslararası koruma statüsünde olanların sağlık hizmetlerine ücretsiz erişimleri şubat ayı başında yapılan bir kanun değişikliği ile sonlandırıldığı için sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanamıyorlar. Kayıtlı olanlar ve hala sağlık hizmetlerine ücretsiz ulaşabilenler de dil ya da ayrımcılık nedeniyle zorluklar yaşayabiliyorlar” denildi.

Sağlık hizmetine erişmedeki tüm bu zorlukların, pandemi dönemindeki artan hastalık ve ölüm riski eklendiğinin dile getirildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi “Mültecilerin maskeye ve pandemi ile ilgili bilgilere -yeni uygulamalar, kararlar- erişmede kısıtlı imkânları yok denecek kadar az. Tüm bunlar, mültecileri daha da hassas bir konuma itiyor.  Öte yandan, eğitime erişimde dil bariyerine takılan çocuklar uzaktan eğitimde derslerden iyice kopuyorlar. İnternet ya da televizyon olmayan evlerde çocuklar eğitime hiçbir şekilde erişemiyorlar”.

Mülteciler için bir başka önemli sorunun ise kayıt dışı çalışma ve işsizlik oldığunun ifade edildiği açıklama şöyle sürdürüldü:

Kayıt dışı çalışmanın neye mâl olabileceğini geçtiğimiz haftalarda Adana’da polisin öldürdüğü Ali ile gördük. İşsizlik, düzensiz işlerde çalışma ve çalıştıkları yerden para alamama sorunları son bir yıl içerisinde daha da büyürken, mülteciler sosyal yardımlardan da herkesle eşit şekilde yararlanamıyor, devletin kısıtlı da olsa verdiği desteklerden ya da işten çıkarmama gibi yasalardan faydalanamıyorlar. Kayıtsızlar için zaten başvurabilecekleri ya da ulaşabilecekleri bir mekanizma yok, çoğu belediye siyasi motivasyonlarla mültecilere yardım vermeyi zaten daha öncesinde de reddediyordu. Son dönemde artan mülteci karşıtlığı ve hükümetin özellikle ağustos ayı sonrası gözlemlediğimiz olumsuz yönde değişen mülteci politikasıyla birlikte kamu kurumlarının sosyal yardımlarında mültecileri önceliklendirmeyeceğini kolaylıkla tahmin edebiliriz. Pandemi süreciyle birlikte herkes gibi mültecilere yönelik hizmet sunan ulusal ve uluslararası kuruluşlar da çalışmalarını durdurdu ya da azalttı. Tüm bunlar da mültecilerin gıda, hijyen gibi temel ihtiyaç malzemelerine olan erişimini kısıtladı”.

Şubat ayının sonunda Edirne’de yaşanan sürece değinilen açıklamada “İdlib’de yaşananlar sonrası Türkiye’nin “artık mültecileri tutabilecek durumda olmadığını” ve Avrupa sınırlarını açacağını duyurmasıyla, mülteciler Türkiye’nin dört bir yanından Edirne, Çanakkale, İzmir gibi sınır bölgelerine doğru yola çıktılar.  Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerinde bir şantaj aracı olarak kullanılan mülteciler, günlerce sınır bölgesinde beklediler. Ve yine devletin ani bir kararıyla sınır bölgesi boşaltıldı, yaşadığı yerde varını yoğunu dağıtmış ve geri dönecek bir yeri olmayan mülteciler yeni bir belirsizliğe bırakıldı” denildi.

Devlet tarafından atılacak en temel adımın Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi sınırlama çekincesini kaldırmak olduğunu vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sözleşmede tanımlı haklardan tüm grupların eşit bir biçimde faydalanmasını sağlamak olmalıdır. Bunun dışında başta çalışma hakkı olmak üzere mültecilerin insanca bir yaşam sürmelerini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle pandemi dönemini göz önünde bulundurursak, sağlık hizmetlerinde kayıt şartı aranmamalı ve mültecilerin önündeki tüm engeller kaldırılarak eşit şartlarda sağlık hizmetinden faydalanmaları sağlanmalıdır. Burada yalnızca tedavi değil önlemler konusunda da mültecilerin içinde bulundukları farklı koşullar düşünülerek hareket edilmelidir. Farklı dillerde ve farklı iletişim araçları ile bilgiler yaygınlaştırılmalı. Giderek azalan ekonomik imkânlarla birlikte temel ihtiyaçlara erişmek de gittikçe zorlaşıyor. Yapılan sosyal yardımlara erişimin sağlanması gerekiyor. Daha önce seçim süreçlerinden de tanık olduğumuz mültecilerin ve insan hayatının siyaset malzemesi haline getirilmesine artık son verilmeli. Bunun için de, hem Türkiye’yi hem de AB ülkelerini politikalarını gözden geçirerek savaşları değil mültecileri öncelemeye, sınırları değil temel hak ve özgürlükleri korumaya çağırıyoruz.

Göçmen Dayanışma Ağı/Ankara olarak yardımlaşmayı değil dayanışmayı temel aldığının belirtildiği açıklamada “Herkesin istediği yerde, istediği şekilde koşulsuz yaşam, eğitim, sağlık, barınma gibi temel haklarına erişebilmesi, sınırsız sürgünsüz sömürüsüz özgür bir dünya için mücadele ediyoruz. Bu doğrultuda dayanışmayı büyütmeye ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığına karşı dört bir koldan örgütlenmeye ihtiyacımız var. Devletin göçmenlerin sorunlarını kalıcı bir şekilde çözmek üzere gerekli düzenlemeleri vatandaş/vatandaş olmayan ayrımı yapmadan hayata geçirmesini sağlamak durumundayız. Herkesin de bulunduğu her alanda, göç meselesini siyasetlerine içkin kılması için çalışması ve dayanışmayı kâğıtların ötesinde kurmak için mücadele etmeye davet ediyoruz” denildi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: