Haberler

Soylu’nun açıkladığı mülteci sayılarına muhalefet şerhi

HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu, Edirne sınırından Yunanistan'a geçen mülteci sayısına ilişkin İçişleri Bakanı’nın 143 bin olarak verdiği sayının teyitli olmadığını belirtti.

HDP Kocaeli Milletvekili ve Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, Göç ve Uyum Alt Komisyonu’nun 3-4 Mart 2020 tarihinde Edirne’de ve sınır boylarında incelemelerde bulunması üzerine oluşturulan ve 24 Haziran’da komisyon toplantısında kabul edilen ziyaret raporuna dair muhalefet şerhi düştü.

Edirne’deki sınır kapılarını ziyaret eden heyette yer alan Gergerlioğlu, düştüğü şerhte, “Raporda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve Edirne Valisi Ekrem Canalp’ın ifadelerine dikkat çekilerek 130 binin üzerinde sığınmacının Yunanistan tarafına geçtiği belirtilmiştir. Bu sayı ilerleyen günlerde bizzat İçişleri Bakanı tarafından 143 bine kadar çıkarılmıştır. Bu rakamın ne kadar büyük olduğu Edirne nüfusunun 183 bin olduğunu düşündüğümüzde daha net ortaya çıkmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’de resmi verilere göre 4 milyona yakın Suriyeli sığınmacı ve diğer ülkelerden 300 bin sığınmacı bulunuyor.

“Bakanlığın verdiği rakamlar teyit edilmedi”

Şerhin devamında şu ifadelere yer verildi:

“Raporda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ve Edirne Valisi Ekrem Canalp’ın ifadelerine dikkat çekilerek 130 binin üzerinde sığınmacının Yunanistan tarafına geçtiği belirtilmiştir. Bu sayı ilerleyen günlerde bizzat İçişleri Bakanı tarafından 143 bine kadar çıkarılmıştır. Bu rakamın ne kadar büyük olduğu Edirne nüfusunun 183 bin olduğunu düşündüğümüzde daha net ortaya çıkmaktadır. Bu bilgi ne bizim ziyaretimizde ne de orada bulunun gözlemciler, sivil toplum kuruluşları tarafından teyit edilememiştir. Bakan ve vali teyit edilemeyen rakamlarla belli ki durumun vahametini anlatmaya çalışmıştır. Sebep ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti adına konuşan hiç kimsenin yanlış bilgi verme hakkı olmamalıdır.”

“Hükümet önlem almadı”

Gergerlioğlu, Yunanistan’ın mültecileri kabul etmediği ve mültecilere dönük sert tutum gösterdiğine değindiği şerhte, “Hatta bu sert müdahaleyi insanların ölümlerine sebep olabilecek şekilde abartmış ve bu süreçte hayatını kaybeden insanlar olmuştur. Bu tutum kesinlikle kabul edilemezdir. Yunanistan’ın sergilediği bu tutum insan hakları bağlamında Türkiye’nin sorumluluklarını ortadan kaldırmamaktadır. Türkiye’nin, mültecilerin yaşam haklarının risk altında olduğunu fark etmesiyle birlikte gerekli önlemleri alması gerekmekteydi. Ne yazık ki durum tam tersi olmuş ve hükümet verdiği demeçlerle mültecilerin sınır kapısına yığılmasını desteklemiştir” değerlendirilmesinde bulunuldu.

“Binlerce insana yetmesi mümkün değil”

Suriyelilerin Avrupa ile yapılan pazarlıklarda bir koz olarak kullanıldığını belirten Gergerlioğlu, heyet olarak ziyaret gerçekleştirdikleri sürecin Çin’de Koronavirüs vakasının çıktığı dönem olduğuna dikkat çekti. Şerhte, “Raporda ‘Yine Coronavirüs tehdidine karşı da her sınır kapısında 1 hekim, 1 hekim dışı sağlık personeli ve 1 ambulans ekibi, 24 saat boyunca hizmet vermektedir’ denilmektedir. Raporun farklı kısımlarında yine yeterli sağlık personelinin alanda görevlendirildiği söylenmektedir. Oysa binlerce insanın bulunduğu bir kamp alanında bu kadar sağlık personelinin hem Coronavirüse karşı hem de diğer sağlık sorunlarına karşı yeterli olması mümkün değildir” denildi.

Gergerlioğlu, şerhte şu önerilere yer verdi:

  • 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyulan coğrafi çekinceyi derhal kaldırmalıdır.
  • Mültecilerin statüsü kabul edilmelidir. Misafir gibi mülteci hukukunda yer almayan kelimelerden vazgeçilmelidir.
  • Her defasında Avrupa’ya kapıları açarım tehdidinden vazgeçilmeli ve insanları bir koz olarak gören anlayıştan vazgeçilmelidir. Geri dönmemek üzere yerleştiği görülen mültecilerin Türkiye’ye kimliklerini kaybetmeden entegrasyonu sağlanmalıdır.
  • Bu kişilere devlet okullarında anadilde eğitim başta olmak üzere doğuştan getirdikleri hakları verilmelidir.
  • Kayıt dışı çalışma alanında mültecilerin emekleri sömürülmektedir. Bu durumda hem kendileri mağdur olmakta hem de ücret alt sınırını çok aşağılara çektikleri için Türkiye’deki diğer emekçileri mağdur etmektedirler. Bu konuda yasal düzenleme yaparak mağduriyetler giderilmelidir.
  • Mülteciler hükümetin de söylemlerinden etkilenerek Avrupa’ya gidecekler diye ellerinde avuçlarında ne varsa satmışlardı. Bu insanların çoğu da işlerinden ayrılmış tekrar işlerine de dönememiştir. Bu *insanların mağdurken daha mağdur olmaları sebebiyle desteğe ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar karşılanmalıdır.
  • Mültecilere yönelik nefret söylemi her geçen gün artmaktadır. Türk Ceza Kanunu (TCK) 122. Madde sınırlılıkları sebebiyle ihtiyacı karşılamamaktadır. Nefret Suçu mülteciler, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep için tekrar düzenlenmelidir.
  • Mültecilere yönelik pek çok ilde linç vakaları yer almıştır. Ne yazık ki Linç Türk Ceza Kanunu’nda tanımlanmış bir suç olmadığı için cezası da yok denecek durumdadır. Bu sebeple Linç TCK içinde tanımlı insanlığa dair bir suç olarak tanımlanmalıdır.
  • Türkiye dışından mültecilere yapılacak yardımda direk mülteciye ve mültecilerle çalışan sivil toplum kuruluşlarına yardım yapılmasına devam edilmelidir. Mülteciler için gelen yardımlar dolaylı olarak harcanmamalı direk kendileri için kullandırılmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: