Haberler

Van’da mülteciler ölüyor, ses ver Türkiye!

En kötüsü eli kolu bağlı oturmak, çaresiz beklemek. Ege Denizi’nden sonra, şimdi, Van Gölü kıyılarına mülteci cesetleri vuruyor. Evrensel Gazetesi'nden Ercüment Akdeniz yazdı.

En son 27 Haziran gecesi Van Gölü’nde bir balıkçı teknesi battı. Tekneden sağ kurtulan M.A’nın ifadesini yayınladık: Teknenin hem içi hem üstü tıka basa doluymuş. Mülteciler “yolcu” şifresiyle ölüme taşınmış! M.A, teknede 80 kişinin olduğunu tahmin ediyor. Ve şimdi bizler tek tek su yüzüne vuran cesetleri sayıyoruz. Bu yazı yayınlandığında gölde bulunan ceset sayısı 9’du. Batık tekneyi bulmak için çalışmalar devam ediyor. Gölün dibinde, o batık balıkçı teknesinin içinde, daha onlarca mülteci olduğu ifade ediliyor.

Geçtiğimiz hafta yaptığımız haberlere, sosyal medya paylaşımlarına ilginç tepkiler geldi: “Van Gölü’nde mültecilerin ne işi var?”, “Neden karayolu değil, tekne yolculuğu?”, “Doğru mu bu haber, ne olur doğru olmasın!” vs. İnsanlar haksız sayılmaz. Çünkü iç siyasetin hengamesinde, kaybolup görünmez oluyor her defasında mülteciler.

Neden Van, Neden Van Gölü?

Van İran’a komşu bir sınır kentimiz. Sınır uzunluğu 295 km ve 4 ilçesi İran’la sınırdaş. Aslında burada sınırı aşmak hiç de kolay değil. Bunun için yüksek dağları aşmak gerek. Özellikle kış aylarında bu hat tam bir ölüm rotası! Ama mülteciler ve göçmenler biraz da çaresiz. Zira güneyde, Irak ve Suriye sınırına boydan boya güvenlik duvarı örüldü. Ege ve Akdeniz geçişleri de eskisi kadar kolay değil. O denizleri göçmenlere karşı Frontex gemileri koruyor. Ellerinde demir çubuklarla mülteci botlarını batırmak için bekleyen yüzlerce sahil güvenlik timi var.

Avrupa’ya geçiş yolları zorlaştıkça mülteciler daha riskli yollara yöneliyor ve Avrupa’nın yanında Türkiye de bir sığınma seçeneği haline geliyor. Asya’nın, Ortadoğu ve Afrika’nın yoksulları, savaş mağdurları şimdi İran-Van sınırını zorluyor. Türkiye’de de kolları bulunan uluslararası göçmen kaçakçıları bu işi organize ediyor. Geçiş riski zorlaştıkça göç durmuyor, tersine kelle parası artıyor. Geride savaş, yoksulluk, sömürü devam ettikçe göçün durmasını beklemek zaten hayal.

Son dönemde göçmen trafiğinin yönü Van Gölü’ne kaydı. Sebebi, karadaki kontrollerden kurtularak göçmenleri Bitlis’e ulaştırmak. Bu iş için çevre köyleri ve balıkçı teknelerini kullanan şebekeler, yöre insanını da büyük bir bataklığın içine çekerek yozlaştırıyor. Son olayda tekneden sağ çıkan ve ifade sonrası tutuklanan M.A’nın 7 çocuk babası bir inşaat işçisi olduğunu hatırlatalım!

Ölümler Çığ Gibi

Pandemi nedeniyle Van-İran sınırı birkaç aydır sessizdi. Herkes kendi derdine düşünce, önceden beri yaşanan mülteci dramı da kolaylıkla unutuldu. Fakat 1 Haziran’da yürürlüğe giren “yeni normalleşme” kararları trafiği yeniden hızlandırdı. Son tekne felaketi dikkatleri Van’a çekti. Ama sosyal medya yasakları, “çoklu baro” yasası, Sakarya’da havai fişek fabrikasında yaşanan patlama… derken, Van yine unutuldu, gölgede kaldı. Bu nedenle hafızayı tazelemekte fayda var:

– Son tekne faciasında 9 ceset bulundu, ama 80-100 arası kayıptan söz ediliyor. Bu yılın mart ayında da Çaldıran’da 7 mültecinin donmuş cesedi bulundu. Yine bu yıl 55 göçmeni taşıyan minibüs devrildi ve 20 kişi yaralandı.

– Aralık 2019’da 71 göçmen taşıyan tekne alabora oldu, 7 göçmen öldü. Aynı günlerde Özalp ilçesinde tam 57 göçmenin bindirildiği minibüs şarampole yuvarlandı, 17 kişi can verdi.

– 2019’un nisan ve mayıs aylarında Başkale ilçesinde 1’i vurulmuş, 24’ü donmuş toplam 25 mülteci cesedi bulundu! Mayıs 2002’de de Çaldıran’da donmuş 19 Afgan göçmen bulunmuştu.

Elbette bilanço çok daha ağır ve yazıya sığdırmak mümkün değil. Bulunmuş cesetlerin vahşi hayvanlarca parçalandığı, çoğunun kimsesizler mezarlığına defnedildiği, kurtarılan mültecilerin donmuş el ve ayak parmaklarının kesilmek durumunda kalındığı Van’da, yaşanan dramın boyutlarını kelimelerle anlatmak mümkün değil. 

Bir Kampanya Yapılamaz Mı?

Ne yazık ki insanlık vicdanında yeri olmayan bu manzara karşısında çok az ses çıkıyor. Van Barosu Göç ve İltica Komisyonu’nun çabaları takdire değer. İHD şubesi, bazı mülteci dernekleri ve hak savunucuları da konuyu gündemde tutmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta HDP Van Kadın Meclisi göl kenarında açıklama yaparak duruma dikkat çekti. HDP’li vekil Gülistan Koçyiğit ve Van Milletvekili Murat Sarısaç da konuyu TBMM gündemine getirdi, soru önergesi verdi. Ama bunlar yetmiyor.

Örneğin, göçmen kaçakçılığının merkezi haline gelen ve bazı sınır görevlilerinin kaçakçılara yol verdiği iddia edilen Van’a ilişkin TBMM’de bir Araştırma Komisyonu kurulamaz mı? Kanımca bir an önce kurulması gereken bu komisyonda ayrımsız bütün partiler yer almalı. Halkla görüşülerek oluşturulacak rapor topluma şeffaf biçimde açıklanmalı. Komisyon gerekli gördüğü kişileri ifade vermek üzere huzura çağırabilmeli.Reklam

Öte yandan Van’da ve diğer sınır kentlerinde; göçmen kaçakçılarının ve onlarla iş birliği yapanların üzerine en sert şekilde gidilmeli. Sınırda görev yapan kişilerin mal beyanlarının incelenmesi de buna eklenmeli. Fakat bunlar yapılırken iltica ve kabul prosedürleri yeniden ve evrensel normlara göre düzenlenmeli. İltica talebinde bulunacak mülteciler, kaçakçıları aradan çıkarabilmeli. Türkiye’yi AB ve diğer gelişmiş devletlerin “göçmen deposu” haline getiren anlaşmalar iptal edilmeli. Mülteciler siyasi koz ve parasal pazarlık konusu yapılmamalı. Mültecilerin, evrensel haklar temelinde, uluslararası paylaşımı zorlanmalı. Elbette bunların olabilmesi için toplumun aydınlatılması ve kamuoyu baskısının arttırılması şart.

Sorunun bir de emek boyutu var. Karadeniz’de fındığa, Çukurova’da pamuk ve portakala, Doğu ve İç Anadolu’da çobanlığa, İstanbul ve diğer sanayi kentlerinde merdiven altı atölyelere pazarlanan, üstelik üzerlerinden komisyon alınan göçmenlerin “korsan emek ticareti” son bulmalı. Unutulmamalı ki, göçmen kaçakçılığı bu zemin üzerinden ürüyor. Bu nedenle kayıtlı çalışmanın önü açılmalı. Sendikalar ucuz emek rekabetine karşı, eşit ve güvenceli çalışma için her yerde ses çıkarmalı; gerekirse Van’a gidip Van’daki sendikalarla ortak kamuoyu oluşturmalı. Van göç kurultayı da tartışılabilir.

Eli, kolu bağlı oturarak ve üzüntü içinde mülteci ölümlerini saymak neden kader olsun? Küçük ve mütevazı birkaç adım çok şeyi değiştirir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: