Avrupadan Medya

New York Times, Yunanistan’ın ‘gizlice’ sınır dışı ettiği mültecileri yazdı

New York Times gazetesi, Yunan yetkililerin, mart ayından bu yana en az 1072 sığınmacıyı can güvenliklerini tesis etmeden, şişme botlarla denize bıraktığını bildirdi.

Yunanistan, yine mültecilere yönelik uygulamalarıyla gündeme geldi.

New York Times’taki habere göre Yunanistan, mart ayından bu yana en az 1072 mülteciyi şişme botlarla ülke kara suları sınırına terk etti.

Gazetenin bağımsız kaynaklara ve Türk Sahil Güvenliğine dayandırdığı haberinde, mültecilerin 31 ayrı seferde denize bırakıldığı kaydedildi.

“Keşke bombardımanda ölseydim dedim”

Söz konusu sığınmacılardan, Türk Sahil Güvenliği tarafından kurtarılan Suriyeli öğretmen Necma el-Hatib, yaşadıklarını “insanlık dışı” olarak nitelendirdi. Hatib, kendisiyle birlikte 22 kişinin, 26 Temmuz’da Rodos Adası’ndan yüzü maskeli Yunan yetkililer tarafından alınarak, can güvenliği sağlanmaksızın denize bırakıldığını söyledi. 

Gazeteye başından geçenleri anlatan 50 yaşındaki Hatib, “Suriye’yi bombalanma korkusuyla terk ettim. Ancak bunlar başımıza geldiğinde keşke bombardımanda ölseydim dedim.” ifadelerini kullandı.

Sistematik Sınır Dışı

Yunan yetkililer söz konusu iddiaları reddetse de uzmanlar, Yunanistan’ın özellikle koronavirüs salgını döneminde mültecileri sınır dışı etmesinin sistematik ve koordineli bir çabanın ürünü olduğunu düşünüyor.

Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan sınır dışı etme, Yunanistan’ın Avrupa’ya girmek isteyen mülteciler için ana geçit olduğu 2015’teki göç krizinin doruğundan bu yana bir Avrupa ülkesinin kendi güçlerini kullanarak deniz göçünü engellemeye yönelik en doğrudan ve sürekli girişimidir.

Mülteciler bazen sızdıran cankurtaran botlarına zorla bindirilerek Türk ve Yunan suları arasındaki sınırda sürüklenmeye bırakılırken, diğerleri Yunan yetkililer motorlarını devre dışı bıraktıktan sonra kendi botlarında sürüklenmeye bırakıldı.

Uluslararası hukuk uzmanı ve göçmenlerin insan hakları konusunda eski bir Birleşmiş Milletler özel raportörü olan Prof. François Crépeau, “Bu geri püskürtmeler her yönüyle, uluslararası hukukta ve Avrupa hukukunda tamamen yasa dışıdır” dedi.

Profosör Crépeau “Bu İnsan Hakları ve İnsani Felakettir” Dedi

Geçen yıl Başbakan Kyriakos Mitsotakis başkanlığında yeni bir muhafazakâr hükümetin seçilmesinden bu yana Yunanistan, Avrupa’ya gitmek için Türkiye kıyılarından çıkan mültecilere- genellikle Suriye’deki savaştan gelen mültecilere – karşı çok daha sert bir tavır aldı.

Yıllardır, Yunan yetkililer, genellikle mülteciler teknelerini Yunan topraklarına çıkarmayı başaramadan önce, ara sıra ve seyrek olarak mültecileri durdurmak ve sınır dışı etmekle suçlanmaktaydı.

Ancak uzmanlar, pandemi sırasında Yunanistan’ın davranışının çok daha sistematik ve koordineli olduğunu söylüyorlar. Yüzlerce mülteci, Yunan topraklarına çıktıktan sonra bile sığınma talep etme hakkından yoksun bırakıldı ve sınır dışı edilmelerine yasal yollardan itiraz etmeleri yasaklandı.

Yunanlılar için, “O anı yakaladılar,” diyen Profesör Crépeau, “Koronavirüs, ulusal sınırları canlarının istediği herkese kapatmak için bir fırsat penceresi sağladı” dedi.

Göç sorununun siyaseti karıştırdığı Avrupa Birliği’nden uzun süredir eleştiri gelmemesinden cesaret alan Yunanistan, son aylarda Doğu Akdeniz’deki yaklaşımını sertleştirdi.

Türkiye’den Yunan adalarına çıkan göçmenler sık sık bazen sızdıran, şişme cankurtaran botlarına zorla bindirilerek Türk ve Yunan suları arasındaki sınıra bırakıldı ve Türk Sahil Güvenliği tarafından tespit edilip kurtarılıncaya kadar sürüklenmeye terk edildi.

İrlanda İnsan Hakları Merkezi’nde doktora araştırmacısı ve bu fenomeni ilk belgeleyenlerden biri olan Niamh Keady-Tabbal, “Bu uygulama Yunanistan’da hiç görülmemiş bir şey” dedi.

Keady-Tabbal, “Şimdi Yunan makamları, birçok Ege adasında yeni, şiddetli ve oldukça görünür bir geri püskürtme modeli çerçevesinde sığınmacıları yasa dışı olarak uzaklaştırmak için kurtarma ekipmanlarını silah haline getiriyor.” dedi.

The Times gazetesine mülakat veren diğer dört yolcu ile birlikte 23 Temmuz tarihinde saat sabah 7 sularındaki üçüncü denemelerinde Yunanistan’ın Rodos Adası’na çıktıklarını belirtti. Yunan polisi tarafından tutuklanıp kimlik belgelerini teslim ettikten sonra geçici olarak kurulan küçük bir gözaltı merkezine götürüldüler.

İki yolcunun kayıt altına aldığı görüntüleri kullanan Times muhabiri ise gözaltı merkezinin adadaki ana feribot iskelesinin yanında olduğunu tespit edip kampı ziyaret etti.

Bir sahil güvenlik personeli ve adadaki bir belediye yetkilisinin söylediğine göre söz konusu alanın Yunanistan Sahil Güvenliği’nin bir kolu olan Liman Polisi’nin yetki sınırlarında yer almaktadır.

Kampın yakınlarında metruk bir mezbahada yaşayan Filistinli bir mülteci, kampın çitleri üzerinden Al-Khatib ile konuştuğunu, Yunan yetkililerin izin vermediği yüksek tansiyon ilaçlarını ona getirdiğini hatırlatarak Al-Khatib’in orada olduğunu doğruladı.

26 Temmuz akşamı Al-Khatib ve diğer tutuklular polisin onları bir otobüse bindirdiğini, başka bir adada bulunan bir kampa, oradan da Atina’ya götürüleceklerini söyledi.

Al-Khatib ve hayatta kalan diğerlerinin belirttiğine göre, maskeli Yunan yetkililer onları söylediklerinin aksine iki deniz aracı ile denize çıkardılar ve Türk karasuları sınırında onları botlarla terk ettiler.

İki tane bebeğin de bulunduğu grup azgın dalgalar arasında bir yandan su öbür taraftan akarken onlar bottaki suyu elleriyle tahliye ettiklerini söyledi.

Al-Khatib’in bottan inerken bir fotoğrafının da yer aldığı Sahil Güvenlik raporuna göre Türk Sahil Güvenlik ekipleri grubu sabah 04.30 sularında kurtardı.

Al-Khatib 6 Ağustos tarihinde dördüncü defa Yunanistan’a geçmeye çalıştı ancak içinde bulunduğu bot Yunan yetkililer tarafından Midilli Adası açıklarında durduruldu, yakıtı boşaltıldı ve Türk sularına geri çekildi.

13 Mayıs tarihinde 24 yaşındaki Filistinli hukuk fakültesi öğrencisi olan Amjad Naim 30 kişilik bir göçmen grubu içindeydi ve Yunan yetkililer Türkiye’ye yakın bir Yunan adası olan Sisam Adası kıyılarına yaklaşırken gruba müdahale ettiler.

Naim’in söylediğine göre göçmenler iki küçük filikaya bindirildiler ve o kadar kişinin ağırlığını taşıyamayan filikalar sönmeye başladı. Başka iki bota aktarıldıktan sonra tekrar Türkiye sınırlarına doğru çekildiler.

Naim’in telefonunun kamerasıyla çektiği video kaydında iki botun büyük beyaz bir deniz aracı ile çekildiği görünmektedir. Daha sonra Türk Sahil Güvenlik ekiplerince kaydedilen görüntülerde ise söz konusu iki botun aynı gün Türk yetkililer tarafından kurtarıldığı görünmektedir.

Hayatta kalanların ve araştırmacıların ifade ettiklerine göre göçmenler, Yunan yetkililer botların motorlarını devre dışı bıraktıktan sonra botların içinde akıntıya terk edildiler. Ayrıca en az iki durumda ise göçmenler can filikalarına bindirilmek yerine Türk karasuları içinde yer alan gayrimeskûn Çıplak Ada’ya terkedildiler.

Temmuz ayı başlarında Çıplak adasına terkedilen gruptan hayatta kalan ve adada geçirdikleri süreyi video kaydına alan bir Filistinli göçmen, “Sonunda Türk Sahil Güvenlik ekipleri bizi buradan götürmeye geldi” dedi. Türk Sahil Güvenliği’nin raporu da söz konusu ifadeleri doğruluyordu.

Bunlara paralel olarak, içlerinde Human Rights Watch grubunun de bulunduğu birçok insan hakları savunucusu grup ise Yunan yetkililerin kanuni bir şekilde Yunanistan’da yaşayan mültecileri kandırıp onları kanuni bir geri gönderme yetkisi olmadan Yunanistan ile Türkiye arasında sınır vazifesi gören Meriç Nehri’nin karşısına zorla geçmelerine sebep olduklarını belgelendirdi.

30 yaşında bir röntgen teknisyeni olan Feras Fattouh, Yunan polisinin kendisini Yunanistan’ın batısında bir liman olan Igoumentisa’da 24 Temmuz tarihinde tutukladığını belirtti. Fattouh 2019 Kasım’dan beri kanuni bir şekilde eşi ve oğlu ile birlikte Yunanistan’da yaşıyordu ve The Times gazetesine bunu belgeler ile de doğruladı.

Ancak Igoumenitsa’da polis tarafından tutuklandıktan sonra kendisinin soyulduğunu ve 400 mil doğuya Türkiye sınırına doğru götürüldüğünü ve daha sonra gizlice diğer 18 kişi ile birlikte küçük bir sandal ile nehrin karşısına gönderildiğini belirtti. Eşi ve oğlu ise Yunanistan’da kaldı.

Avrupa Birliği’ne bağlı bir kamu hizmeti birimi olan Avrupa Komisyonu’nda göç politikalarını denetleyen Ylva Johansson, suçlamaların kendisini de düşündürdüğünü ancak soruşturma için yetkisinin olmadığını ifade etti.

Bir e-postada, “Avrupa’nın değerlerini ihlal ederek, insanların haklarını çiğneyerek Avrupa’nın sınırlarını koruyamayız” diyen Johansson sözlerine şöyle devam etti, “Sınır kontrolü, temel haklara saygı çerçevesinde yapılabilir ve yapılmalıdır.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: