Avrupadan

Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu’ndan 17 Ekim’de Mülteci Hakları İçin Eylem Çağrısı

Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu 17 Ekim'de ırkçılığa ve sömürüye karşı yapılacak eylemlere çağrı yaptı.

(Photograph: David McNew/Getty Images)

Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu 17 Ekim’de ırkçılığa ve sömürüye karşı herkesi göçmen ve mülteci haklarını savunmaya çağırdı.

Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Slovenya, Makedonya, Yunanistan, Türkiye, Fas ve Lübnan’dan çeşitli göçmen örgütlerinin bir araya gelerek kurduğu Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu, 17 Ekim’de ırkçılığa ve sömürüye karşı herkesi göçmen ve mülteci haklarını savunmaya çağırdı.

Koordinasyonun imzaya açtığı metne 16 Ekim tarihine kadar kurum, örgüt, sendika ve topluluklar tarafından imzalar eklenebilecek.

Koordinasyonun çağrısında şu ifadeler yer aldı:

“Avrupa içinde ve dışında özgürlüğümüz için, 17 Ekim tüm göçmenlerin uluslarötesi mücadele günü!

Fransa’nın dört bir yanından yüz binlerce göçmenin ve kağıtsız/ belgesiz insanın Paris’e akacağı 17 Ekim’de, Uluslarötesi Göçmen Koordinasyonu tüm göçmenleri, mültecileri, sığınmacıları, kolektifleri, grupları ve destekçileri Avrupa içinde ve dışında eylemlere çağırıyor.

Protestolar, grevler ve isyanlar, siyahları ve diğer beyaz olmayan hayatları tehdit eden sistematik ırkçılığa ve polis şiddetine karşı ABD’yi sarsıyor. Öte yandan Atlantik’te denize geri itiliyor, sınırlarda sömürülüyoruz ve göçmen kadınlar olarak işyerlerinde tacize uğruyoruz. Avrupa Birliği’nin içinde ve dışında, yine Dublin Tüzüğü’nden dolayı, tenimizin rengi ve kâğıt şantajları yüzünden ataerkil şiddet ve ırkçılık tehdidiyle karşı karşıyayız. LGBTİ+ göçmen ve mülteciler olarak yaşam koşullarımız, bu ırkçı sömürü sisteminden büyük ölçüde etkileniyor. ABD’de olduğu gibi, kitlesel olarak sokaklara çıkmanın zamanı geldi. Şimdi, biz göçmenlerin hayatlarını geri alma zamanı!

Bu sistemi alt üst etmek için ihtiyacımız olan gücü yalnızca uluslarötesi bir girişim oluşturabilir. Son dönemde, biz göçmenlerin mücadeleleri; hayatlarımızı sınırlara, hiyerarşilere ve bizleri gittikçe daha da yoksullaştıran işlere hapseden ulusal yasalara, Avrupa Birliği politikalarına ve uluslararası anlaşmalara meydan okuyarak katlanıp çoğaldı. Bu nedenle, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya, Slovenya, Makedonya, Yunanistan, Türkiye, Fas ve Lübnan’dan göçmen örgütlerini içeren bir uluslararası koordinasyonu hayata geçirdik. 17 Ekim’de hareket özgürlüğümüz için, ırkçılığın ve sömürünün zincirlerini kırmak için sokaklara geri döneceğiz. Şimdi, yerel ve ulusal girişimlerin yalnızlaştırılması için uygulanan siyaseti alt ederek uluslararası düzeyde birlikte mücadele etmenin zamanıdır. Şimdi Midilli’de tecritte tutulan sığınmacıların durumunun bir Avrupa sorunu haline gelmesinin zamanı. Şimdi Erdoğan Türkiye’sindeki göçmenlerin sömürülmesine karşı durma zamanı.

Kurumsal ırkçılık, her yerde göçmen emeği sömürüsünü şiddetlendiriyor. Pandemi sırasında, göçmenler en temel görülen işleri yaparken sık sık virüsü yaymakla suçlandılar. Sığınma kararlarını beklerken aşırı kalabalık kamplarda yaşamaya zorlandılar, Balkanlar’da kovalandılar ve Akdeniz’de ölüme terk edildiler. Ancak, mülteciler ve sığınmacılar, kabul sistemlerinin sınırlarını zorlayarak, hiyerarşileri ve dışlamaları yeniden üreten ulusal düzenlemeleri protesto ederek sınırlara meydan okumaya devam ediyorlar. Göçmen işçiler sömürüyü reddetmek için grevler yapıyor. İstismara ve cinsel tacize maruz kalan, İspanya’da tarım işçiliği ve Suudi Arabistan’da temizlik işleri yapan Faslı kadınlar gibi, tüm göçmen kadınlar işyerinde ve işyeri dışında erkek şiddetine karşı mücadele ediyorlar. Göçmenlerin mücadeleleri, onların hayatlarını bir belgeye hapseden tüm kurumsal sisteme meydan okuyor. Biz, 17 Ekim’de; iş sözleşmesinden, gelirden, ücretten ve aileden bağımsız olarak herkes için koşulsuz ve Avrupa’nın her yerinde geçerli oturma izni talep ederek tüm bu mücadeleleri güçlendirmek istiyoruz.

Avrupa’da koşulsuz oturma iznine sahip olmak, göçmenlerin sömürülmesine, ırkçı şiddete ve erkek şiddetine karşı elbette nihai çözüm değildir. Barınmadan çalışma koşullarına, ırkçılıktan yoksulluk ve erkek şiddetine kadar pek çok zorlukla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Ancak tüm bu sorunlar, hayatımızın belgelere/ kağıtlara bağımlı hale getirilmesi ile daha da kötüleşiyor. Koşulsuz oturma izni talebini, mevcut mücadeleleri güçlendirmenin ve sınır ötesi mücadelenin bir yolu olarak görüyoruz. Göçmenleri her türlü çalışma koşulunu kabul etmeye zorlayarak böylelikle tüm emekçilerin çalışma koşullarını kötüleştirmeyi amaçlayan zinciri; belge/kağıt, iş ve gelir arasındaki zinciri reddediyoruz. Aile birleşiminin, patronların tacizlerinin ve sınır rejimlerinin kadınları şiddete ve baskıya maruz bırakmasına direniyoruz. Göçmen çocuklarının doğdukları ve büyüdükleri yerde yabancı olarak görülmelerini kabul etmiyoruz. Göçmenleri sığınma hakkı olan ve olmayanlar şeklinde bölen ulusal ayrımlara karşı çıkıyoruz. Avrupa’da koşulsuz oturma iznine sahip olmak, yurttaşlıktan daha fazlasıdır: Avrupa sınırları içinde ve dışında baskı ve sömürüyü reddeden herkes için uluslarötesi bir taleptir; göçmenleri ırkçılığa ve şiddete maruz bırakan devletlerin hem sınırları içinde hem de bu devletlere karşı bir hareket özgürlüğü talebidir.

Tüm grupları, örgüt ve sendikaları 17 Ekim’de gösteriler, yürüyüşler, eylemler düzenlemeye çağırıyoruz. Çünkü, göçmen emeği politik bir güçtür ve şimdi gücümüzü gösterme zamanı!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: